Halvet Çadırı

CategoriesHalvet ÇadırıYorum yok Halvet Çadırı9.682 views

Halvet Çadırı

Günümüzde çeşitli dizi ve filmlerle çarpıtılan Halvet olayı tamamen meseleyi bilmeyen çevrelere yanlış yansıtılmaktadır. Haremde halvet denilince insanların aklına gerçekle ilgisi olmayan, çarpıtılan olaylar gelmektedir.

Halvet kelime anlamı ile yalnız kalmak ve baş başa olmak anlamına gelmektedir. Halvet çadırı ise baş başa kalınan çadırlara verilen isimdir. Halvet çadırları genelde yalnız kararların alındığı yer ve dini kaynaklarda yalnızlık ile Allah’a ulaşılabilen yere verilen isimdir.

Haremde halvet diğer adı ile Halvet-i Hümayun ise, haremde yaşayan kadınların serbest ve meşru bir şekilde Haremin bahçesinde veya mesire yerlerinde eğlenmeleri anlamına gelmektedir. Muhtasar halvet ise, padişahın kapalı havalarda ailesi, çocukları, eşleri, ikballeri vs. ile dairesinde konuşup görüşmesidir.

Bazı kitleler tamamen Has bahçe’de ve Haremin çeşitli yerlerinde yapılan aile toplantılarını, aile halkı ile muaşeret ve sohbet toplantıları olan halveti, sanki haremde düzenlenen ahlaksız alemler gibi yansıtmak istemektedirler.

Padişahlar halvet yapılacağını Hatt-ı Hümayun ile yetkililere bildirir ve ailesinin rahatsız edilmemesini isterdi. Has Bahçe’nin bazı yerlerine mahremiyete riayet etmek koşulu ile perdeler çekilirdi, halvet bezleri ile ailenin dolaşacağı yerler halvet perdeleri ile örtülür konaklanacak yerlere de çadırlar kurulurdu. İlave olarak  namaz kılınacak mekanlar, çocuklar için oyun oynayabilecek yerler tesis edilir, yemek yenilecek yerler yapılır, oturulacak çadırlar kurulurdu.

Harem’de Padişah’ın kendisi ve ailesi ve hizmetkarlarıyla halvet etmesi saltanatın kaldırılmasına kadar devam etmiştir.

Halvet Çadırı
Halvet Çadırı

Türkler ve akrabaları gökyüzünü, yeryüzüne gerilmiş bir çadır gibi düşünürlerdi. Bunun için de Göktürk yazıtlarında “Göğün basmasından ve yıkılmasından” söz açılmaktadır.

Yer, nasıl Tanrının yarattığı bir varlık ise; Gök de onun yarattığı, Göktürklerin dili ile “Kıldığı” kutsal bir varlık idi. “Gök Tanrının kendisi değildi”. Aynı zamanda gök kubbesinin, bugünkü anlayışımızla, uzay gibi bir sonsuzluğu da yoktu. Orta Asya’nın atlı Türkleri, göğü kendi çadırlarına benzetmişlerdi. Bu, tam manası ile bir Orta Asya düşüncesi idi. Çünkü ne Babillilerin ve ne de İsraillilerin çadırları, Orta Asyalıların ki gibi kubbe şeklinde değildi.

Hem eski Türklere ve hem de Altay Türklerinin Şamanlarına göre, “Çadır, küçük bir Dünya idi”. Bu sebeple Şamanların çadırlar içinde yaptıkları din törenleri, kültür tarihi bakımından her zaman için, büyük bir önem taşırlardı.

Babil metinleri de göğü bir “Çoban çadırı”na benzetmişlerdir. Yalnızca uzaktaki çoban çadırına. Böyle bir düşünce onlarda, Orta Asyalılar gibi, her gün kendilerini ve ailelerini ilgilendiren yurt ve yuvaları üzerine kurulmamıştı. Babilliler ile Tevrat’ın sözleri, nihayet bir edebiyat teşbihi ve benzetmesi idi. Orta Asyalıların bu inanışları ise, günlük hayat ve varlıklarının gerçek bir yankısı halinde idi.

 

Bir Cevap Yazın