Çadır-ı Hazine

CategoriesÇadır-ı HazineYorum yok Çadır-ı Hazine17.265 views

Çadır-ı Hazine

Çadır-ı Hazine Osmanlı devletinin savaş esnasında hazinelerinin tutulduğu yerdir. Osmanlı devletinde Çadır-ı Hazine büyük ve önemli bir yer kaplamaktadır.
Hazine kelimesinin sözlük anlamı, para veya sair kıymetli eşyaların saklanmasına mahsus yer, sandık veya depo’dur. Devlet idaresinde ise hazine kelimesinin daha geniş bir anlam ifade ettiği görülmektedir. Nitekim bir devletin hazinesi ile kastedilen anlam, devletin varlığını sağlayacak her türlü para ve kıymetli eşyanın toplandığı, yönetim sınırları içerisinden elde edilen bütün gelirlerin muhafaza edildiği ve aynı zamanda devletin yapmakla mükellef olduğu her türlü masrafların karşılandığı bir kurumdur.

Bu anlamıyla da hazineye, sadece para veya kıymetli eşyaların saklandığı bir sandık olmaktan ziyade devletin idarî mekanizmasının sürekliliğini sağlayan, para giriş-çıkışlarının sürekli bir şekilde yaşandığı önemli bir finans kurumu olarak bakmak daha yerinde olacaktır.

Çadır-ı Hazine Osmanlı malî yapısı çerçevesinde, kuruluşundan XVIII. yüzyılın ortalarına kadar Birun (Dış) ve Enderun (İç) adlarını taşıyan iki hazinenin varlığı, Osmanlı arşiv kaynaklarından tespit edilmektedir. Bunlardan dış hazine yani Birun hazinesi yukarıda işaret edildiği şekliyle hazinenin geniş manasını karşılamaktaydı. Yani “Taşra Hazinesi”, “Hazine-i Amire”, “Maliye Hazinesi” veya “Divân-ı Hümâyûn Hazinesi” adlarıyla da anılan dış hazine, gelirlerin toplandığı ve muayyen kanunlarla mahallerine sarf edildiği devletin esas hazinesi konumundaydı.

Hazine-i Amire’nin yönetimini, bizzat padişah tarafından devlet işlerinin amiri sıfatıyla görevlendirilen sadrazam ve malî işlerin en yetkili kişisi olan başdefterdar üstlenmişlerdi. Başka bir ifade ile hazine “sadrazamın nezâretinde ve başdefterdârın mes‘uliyetinde”[1] bulunurdu.

Nitekim hazineden ödeme yapılabilmesi için düzenlenen hazine tezkiresinin üzerinde muhakkak, sadrazamın buyuruldusu ve sahh’ı ile başdefterdârın toplu imzâsının bulunması gerekiyordu.[2] Aksi halde ödeme yapılmazdı. XVIII. yüzyılda hazine tezkireleri üzerine ödemenin hangi gelirden yapılacağının belirtilmesine de başlanmıştı. Hazine-i Amire’ye girecek olan meblağ, veznedarlar, ruznamçeciler, sergi nâzırı, sergi kâtibi ve çadır mehterbaşıları huzûrunda, veznedârbaşı tarafından teslim alınırdı.

Çadır-ı Hazine Karşılık olarak da teslimâtı yapan kişiye ruznamçeden pusula verilirdi. Her akşam, hazineye giren ve çıkan paranın muhasebesi yapılırdı. Bu işlem sırasında veznedârbaşıdaki mevcut nakit ile pusulalar karşılaştırılır ve gerekli harcamalar için veznedârbaşıda 4-5 kese bırakıldıktan sonra geri kalan mikdar hazineye konularak, mühürlenirdi.[3]

Çadır-ı Hazine
Çadır-ı Hazine

Enderun Hazinesi yani iç hazine ise fonksiyon itibariyle kıymetli para, mücevher ve eşyaların saklandığı bir depo veya sandık vazifesini görmekteydi. Osmanlı belgelerinde kimi zaman “Hazine-i Hassa” adıyla da anılan bu hazine, Hazine-i Amire’nin yedeği durumundaydı. Nitekim Hazine-i Amire’nin ihtiyaçtan fazla olan varidâtı sarayda Enderun Hazinesi’nde muhafaza edilir[4] ve burada altın ve gümüş nakdinden başka kıymetli mücevherât, çok değerli kumaş, halı vesâir eşyalar da bulunurdu.[5] Enderun hazinesinin idârecisi hazinedârbaşıydı. İlgili işlemleri yürütmek üzere görevli bir diğer vazifeli ise hazine kethüdasıydı. Çadır-ı Hazine XVI. ve XVII. yüzyıllarda hazineye para girip çıkması hazinedârbaşı tarafından düzenlenen ve temessük adı verilen senetle gerçekleşirdi. XVII. Asrın sonlarına doğru Enderun hâzinesi nakit yönünden eridiği için, hazine kethüdası hâzinenin yetkilisi haline gelmişti.[6] İç hazine bünyesinde saklanacak para, mücevher ve kıymetli eşyalar, cinslerine ve kullanabilirlik derecelerine göre farklı birimlere ayrılmıştı. Her biri ayrı bir sandık vazifesini üstlenen ve Topkapı Sarayının farklı mekanlarına serpiştirilmiş olan, Hasoda, Bodrum, İfraz, Çilhâne, Raht, Hil’at adlarıyla anılan bu hazineler, iç hazinenin bir çeşit fonları durumundaydılar.

Bodrum hazinesinde altın, gümüş sikke ve çubukları bulunurdu. İfraz hazinesi mevcud muhtelif cins sikkelerden ayrılıp, ihtiyaç halinde sarf edilmek üzere hazırlanmış meskûkâtın bulunduğu yer idi. Çadır-ı Hazine Buradaki altın ve gümüş avânî sonraki asırlarda gerektikçe bir hey’et tarafından çıkarılarak sikke kesilmek üzere Darphâne’ye gönderilmişti.

Şal kuşak, entari ve çok kıymetli kumaşlar, hediye olarak gelen eşyalar ile öd ve anberlerin muhafaza edildiği Çilhane hazinesinde, sultan ve şehzâde doğumları sebebiyle takdim edilen hediyeler ve değerli muhallefat eşyası bulunurdu. Çadır-ı Hazine Enderun’un en üst kademesi olan Hasoda’da bulunan Hasoda hazinesine, âcil ihtiyac halinde baş vurulurdu. Has ahur veya diğer ismiyle Raht hazinesinde kıymetli koşum takımları vesâire bulunurdu. Hil’at hazinesinde (Enderun Dış Hazinesi) ise hil’at ve kürklerle, muhallefât eşyaları muhafaza edilirdi. Hıl’at hazinesinin yeri, ikinci avluda kubbe altının yanındaydı.[7]

Bu hazinelerin yanısıra Fatih Sultan Mehmed zamanında, zaferle sonuçlanan savaşlardan elde edilen ganimetin fazlalığı sebebiyle iç hazinenin dolması sonucunda, Yedikule’de bir hazinenin daha devreye sokulduğu tespit edilmektedir.[8]

Bir Cevap Yazın